22 Kasım 2012 Perşembe

Türkiye'de İşsizlik Yoktur

Geçenler Radikal Blog için bir yazı yazdım ve “Hükümet “NEET”in gençlerin hayallarini?” diye sordum. Bangır bangır reklamı yapılan istihdam iyileşmesini eleştirdim, gençlerin işsiz, eğitimsiz, umutsuz olduğunu yazdım ve rakamlarla gösterdim. Velhasil dedim ki, “ne istihdam iyileşmeleri sevdim, zaten yoktular”. Peki bunun üstüne ne mi oldu? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik çıkıp “Türkiye’de işsizlik yoktur” dedi.
 
Tabi ki Sayın Bakan, benim yazım üzerine konuşmadı. Ancak açıklamasının zamanlaması şüphesiz ki kişisel tarihim açısından talihsiz oldu. İddia, bir kez daha ispat gerektirdi. O ispatı Sayın Bakan yapar mı bilemediğim için, ben kendi iddiamın peşine düştüm.
 
Önce basına yansıdığı şekliyle Sayın Bakan’ın sözlerine kulak verelim: “Türkiye'de işsizlik yok. Varsa Şanlıurfa'da 1200 kişiyi istihdam edecek iş var. Son 10 ayda 345 bin işi İŞKUR olarak karşılayamadık. Bu ay ise 37 bin açık iş var.”
 
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de Ağustos 2012 itibariyle 2 milyon 445 bin işsiz var. Son 10 ayda hükümetin karşılayamadığını söylediği 345 bin pozisyona eleman bulunduğunu varsayalım. Bu durumda kaba ve yuvarlak bir hesapla, işsiz sayısı 2 milyon 100 bin kişi olacak.
 
Ben diyorum ki, Türkiye'nin çalışma yaşındaki nüfusunun içinde 2 milyon 100 bin kişi işsiz. Sayın Bakan da diyor ki, “Türkiye’de işsizlik yok”. Tabi ki, her akl-ı selim gibi, ben de Sayın Bakan’a inanmayı tercih ediyorum. Doğrusu da budur. İşsiz olmaları, bu 2 milyon 100 bin arkadaşın tembelliğidir. Ayıptır yahu!
 
Anlaşılan o ki, bu 2 milyon 100 bin arkadaş görünmez olmaya devam edecek. Yürürken yanlarından geçip gideceğiz. İstatistiklerde gösterdiğimiz halde, konuşurken onları yok sayacaksak, ben diyorum ki rakamlardan da çıkartalım. TÜİK, sözüm sana! Sil canım bu arkadaşları defterden. Kulak ver sayın Bakan’ın sözlerine! Yok Türkiye’de işsizlik!
 
O arkadaşları defterden silerken, misal ben de şu soruları aklımdan sileyim:
 
-Amacı işsiz yurttaşlara iş sağlamak olan bir kurum, 10 ayda birikimli olarak 345 bin kişiye iş bulamıyorsa, görevini nasıl bir başarı seviyesinde yürütmektedir?
 
-Elemen arayan şirketlerde de 345 bin boş pozisyonun olduğu düşünüldüğünde, bu durum Özel İstihdam Bürosu açma işini karlı bir girişim haline getirecek midir?
 
-Nitekim Sayın Bakan’ın verdiği rakamlara göre, son dönemde 554 özel istihdam bürosuna izin verilmesi, 324 özel istihdam bürosunun da faal olması, ilginç değil midir?
 
-Devlet 10 ayda 345 bin kişilik pozisyonu dolduramayarak ve özel istihdam bürolarının açılmasını destekleyerek, emek sahibinin en doğal hakkı olan “iş sahipliği” talebinin karşılanmasını özelleştirmekte midir?
 
-Sayın Faruk Çelik, Milli Eğitim Bakanı değildir. Ancak iş arayanlarla, eleman arayanların eşleşmemesi bir eğitim politikası sorunu da değil midir?
 
-Türkiye’de eğitim sistemi, sanayinin gelişen kollarının eleman ihtiyacına karşılık verecek şekilde tasarlanmazsa eğer, sonuç hem eleman arayanın hem de iş arayanın birikmesi olmaz mı?
 
Sorulara daha da devam edebiliriz elbette ama o zaman “Türkiye’de işsizlik yoktur” sözüne inanmak zorlaşır. İstemem böyle birşeye sebep olmak. Türkiye’de işsizlik de, işsiz de yoktur arkadaşlar. Bu böyle biline!

7 Kasım 2012 Çarşamba

Not arttırımı sonrasında hayatınızda neler değiş-ME-yecek?

Her zamanki saatte evden ciktim, günaydin desem de yanıt vermeyen komşumun önünden geçip otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Acele etmem gerek çünkü asla zamanında gelmeyen bu otobüs, bazen erken bazen geç gelerek beni ters köşeye yatırma konusunda pek maharetli. Benimse işe geç kalma lüksüm yok.
 
Gittim sıraya girdim. Yerim önde gibiydi ama kadın-erkek, yaşlı-genç farketmeden omuz atarak sırayı delenler nedeniyle kapı kapanmadan zar-zor binebildim. İşyeri servis sağlayacağını söylemesine rağmen sözünü tutmuyor. Yani tek yol toplu taşıma! Şikayet ne fayda!
 
Neyse sonunda giriyorum bizim ofise ve başlıyorum gelen gazeteleri karıştırmaya. Magazin ekleri kapılmış, spor sayfalari elde, gerisi ağırlık etmesin diye bir kenara bırakılmış. Bana kalsa daha suya sabuna dokunan gazeteler alınsın isterdim ama hem bana kalmıyor, hem de onlar cıssss...
 
Derken geçti saatler ve geldi iş çıkışı. Hep dolu gelen asansör bu sefer neredeyse boş, insanlar nedense merdivenlerden iniyor. Haydaaaa çıkıştaki bu bisiklet parkı da ne? Kaskını takıp, paçasını kıvıran atlıyor bisiklete. Benim müdürü gördüm “kusura bakma senin bisikletin üstüne düşmüş benimki” dedi. Hayırdır inşşallah, benim bisikletim mi varmış? Ya Allah atladım üstüne...başta biraz acemiydim ama Bahçelievler çocuğuyuz biz, toparladım hemen! Bu bisiklet yolu ne zamandır burda? Gidiyoruz kelle koltuk derken, arabalar önceliği hep bisiklete vermesinler mi? Sus sus, var bunda bi’ iş!
 
Geldim evin önüne ki, adres doğru gerisi yanlış...Bizim mahallede hep bahçeli evler var, bizimki de onlardan biri. Her kapının önünde posta kutusu, dikkat ettim kadınların ismi üste yazılmış. Bu araba bizim herhalde. Küçük, çevre dostu modellerden.
 
Bismillah dedim omuzladım kapıyı ki, benim hatun içeride, çocuklar da gelmiş okuldan. “Bu hafta 3 gün mesaiye kalınca, haftalık çalışma saatimi doldurdum erken geldim, yarın da evden çalışacağım” dedi karım. Herhalde ateşim var benim.
 
Masanın üzerinde mektuplar var. Hah! Bir terslik çıkacağını biliyordum ben. Bak bu bankadan; 30 yillik ipotek kredimin özeti ve ev fiyatlarının değişimine gösteren grafik. Terslik yok! O zaman kötü haber diğer zarfta. Büyük oğlanın okulundan gelmiş. Kış tatilinde Fransa’ya kayak okuluna gideceklermiş sınıfça, masrafları spor bakanlığı karşılayacakmış, bizden onay istiyorlarmış. Ne?
 
Bu sırada karımı gördüm, “çıkıp bir koşayım” diyor. Alışverişte “hızlı yürü” dedim diye kavga çıkaran karıma ne oldu? “Çabuk gelirim, akşama mahalle komitesi yeşil alanlar için toplantı yapacağız” dedi. Bu sırada “ben gelemem, akşam sendika toplantımız var, işverenle yapılacak ücret görüşmlerine hazırlanacağız” dediğimi duydum. Ben!
 
Karım “tamam” deyip çıktı, ben bayılmamak için bir koltuğa oturdum. Kumandanın üzerine oturmuş olmalıyım ki, TV açıldı. Sarışın renkli gözlü bir kadın sunucu, Fitch’in Türkiye’nin notunu “yatırım yapılabilir ülke” seviyesine yükselttiğini, ülkemizin SINIF ATLADIĞINI söylüyordu.
 
Ahhhhh be!!!! İşte buydu olan! Sınıf atlamıştık. Olduk mu sana bi İsveç, Norveç? Gelir dağılımı düzelmiş, konuşma özgürlüğü genişlemiş, sendikal haklar desteklenmiş, şehir planlamacılığı yapılmıştı. Eğitim ücretsiz, yıllık izin beş hafta ki bunun ikisini birleşik almak mecburi, hem hanıma hem bana doğum izni...daha ne olsun?
 
Toplantılık halim kalmamıştı. Heyecanımı bastıramıyordum, zihnim de yorulmuştu. Gittim yattım. Sabah erken kalkar, evin yakınındaki ormanda koşar, duş alıp bisikletimle işe giderim, ardından da sendikadaki arkadaşlara toplantıya neden katılamadığımı açıklarım diye düşünürken uyuyakalmışım.
 
Uyandığımda ne mi oldu? Size Salı sabahından beri ne oluyorsa bana da o oldu! Eski hamam eski tas...Not arttırımı yalan, var biraz da sen oyalan!

5 Kasım 2012 Pazartesi

Ekonomistin Hevesi, Memleket Meselesi


İktisat derya deniz, iktisat güzel. Kimi için muhasebedir ki herşey yerli yerinde durur, terazinin bir kesesi diğeriyle illa ki eşitlenir. Kimi için finanstir,piyasadir, taşın suyu sıkılır para kazanılır. Kimi istihdam-kalkınma-refah der, daha da üstüne tanımaz.

Bu son grup çok keyiflidir. Bunların diplomalı olanı kadar diplomasızı da vardır. Okullusu, bankalarda kredi kuruluşlarında çalışır genelde. Alaylısı, suda balık toprakta karınca gibidir, en çok rakı masasında bulunur.

Ne de olsa iktisat (ilmi de cismi de), neresinden tutsan, ne yöne çevirsen, illa ki seninle benimle ilgilidir. Hani Cemal Süreya diyor ya: Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı. Hah işte o hesap! Sosyal bilimler hakkında ne düşünürsünüz bilmem ama iktisadın mutlulukla bir ilgisi olmalı.

Çünkü herşey daha iyi bir hayat için. Çünkü:

*sen açsan, birinin o ekonomiye “büyüme”  getirmesi gerekir

*ekonomi büyürken sen işsizsen, “iş yaratımı”nı desteklemek gerekir

*işçi arayanlarla iş bulamayanlar eşleşmiyorsa, “eğitim”i konuşmak gerekir

*işi olan evine ekmek dışında birşey götüremiyorsa “ücretleri”, “enflasyonu”

*kadınlar iş bulamıyorsa, fırsat eşitliğini, iş yerinde kurulacak çocuk yuvalarını,

*emekçi yarınını bilmiyorsa “sosyal güvenlik”i, “sendika”yı...

...konuşmak gerekir. Ama illa ki konuşmak gerekir. Kimse adına düşünmeden, kimseyi kurtarmaya çalışmadan, hep birlikte...Güler yüzle...

Tam da bu yüzden, ekonomistin hevesi, memleket meselesidir. Miting alanı rakı masasıdır, çay sofrası, kahve sehpasının çevresidir.

En has beyin takımı aile üyeleri, eş, dost, tanıdık bakkal, manavdır. Bir de illa ki gençler...Çünkü onlar fikrimizin ince gülüdür ki açarlar, açarlar, açarlar...Eleştirmekte bizden cesurdurlar, daha iyisini istemekte bizden yürekli...O yüzden baş ekonomist gençlerdir, değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez.

Ama bir sorun var bu işte. Çayın demi kararınca, kahvenin telvesi dudağa çarpınca, rakının çakırkeyifliği geçince ekonomistlere ne olur? Külkedisi’nın arabasının bal kabağına dönüşmesi gibi, yoksa onlar da kaybolur mu ortadan?

Bu sorunun yanıtını biz vereceğiz. Aldığın ekmeğin fiyatı ve gramajı ne? Geçen yıl neydi? Ya ondan önceki yıl? Senin maaşın mı daha çok arttı, ekmeğin fiyatı mı? Biniyor musun metroya? Ne oldu tek geçisin fiyatı? Taksi ücretine de zam gelmiş, köprü geçişlerine de mi? Sigortasız çalıştırıyorlarmış seni. Demiyorum ki istifa et, ama konuşmaya başladın mı sendika hakkında arkadaşlarınla? O aldığın akıllı telefona gerçekten ihtiyacın var mı? Arka nahiyene yabancı marka yapıştırmadan,yerli malı giyerek de yürüyebilir misin? Beşiktaş pazarı bittiğinde yerlere saçılan sebzeleri gördün mü? Doğru düzgün bir gıda taşıma ve depolama sistemimiz olsa, tarladan gelirken kırılmasa hasatın yarısı, aldığın sebzenin meyvenin fiyatı yarıya inip kalitesi ikiyle katlanır mıydı?

Boşver sen diplomayı...Şu yukarıda sorduğum sorulara yanıt verdin mi, enflasyonu, cari açığı, istihdamı, tedarik zincirini, tasarruf-yatırım oranı sorununu konuşmuş olduk zaten. Bunları bileni de, bugün nereden baksan bir aracı kuruma baş ekonomist yaparlar yahu. İyisin iyiJ

O zaman şartlarımızı başta koyalım. Çayın demi yanmayacak, yanında pazılı börek olacak. Kahveyi, tatlıdan sonra, az şekerli içerim. Rakı tek olacak, karar miktar suyla süvaride içilecek, peynirin üstüne biraz zeytinyağı eklenecek.

Dostlar gelsin, sohbet başlasın...Daha güzel bir hayat istemekten utanılmasın, çalışmaktan gocunulmasın, basiretsiz muhalefet (bi sinrimi zıplatmayin benim) yapılmasın. Ekonomistlik de dostluk da baki olsun. Akinci kuralidir, değişmez: Öyle dedik, öyle olsun!

2 Kasım 2012 Cuma

Hükümet, “NEET”tin gençlerin hayallerini?


Hayal kurmayı yasaklayamazlar ya, insanı hayal bile kuramayacak hale getirebilirler. İşsizlik bela, işsizlikten kurtulamayacak hale getirilmek kör kuyu.

Sandalyeleri dizmişler, çevresinde dans ediyoruz, biri aniden müziği kestiğinde oturmak zorundayız. Sandalye sayısı bizim sayımızdan az, açıkta kalanlar olacak, dikkat! Gençlerin iş arama yarışı işte bu.

Bir de bu yarışa dahi sokulmayanlar var. Ekonomistler onlara İngilizce NEET terimini uygun bulmuş: Not in Education, Employment or Training. Türkçesi: Eğitimi, İşi, Öğretimi Olmayan. Yok Yok Yok! Hayal kurmaya dermanı da yok!

Duyuyorum; anlatıyorlar, yazıyorlar...Dünyada işsizlik artarken, Türkiye’de düşüyor diye seviniyorlar. Hatta bir de çalışma yapmış bizim Merkez Bankası; Türkiye ekonomisinin iş yaratma yeteneğinin arttığını gösteriyor. Ne diyor bu çalışma? Türkiye ekonomisi 2005-2008 döneminde 1 puan büyüme karşılığında istahdamı 0,28 puan arttırırken, 2009-2011 döneminde 1 puanlık büyüme istihdamı 0,75 arttırır olmuş. Breh breh! Tarım dışı istihdamda değişen birşey yokmuş ama...

Yani ne diyorlar? Tarım dışında, finans sektöründe, endüstride, hizmetler grubunda iş yaratımda bir değişiklik yok. Ama bir mucize olmuş ve tarım grubunda daha önce 1 kişiye iş bulurken, şimdi 3 kişiye iş bulur olmuşuz.

Burada devreye ben gireyim ve çağrımı yineleyeyim: ekonomistler dışarı! Onları gönderdikten sonra, buyrun biz gerçekleri konuşalım.

İşsizlerine iş bulma konusunda başarılı olduğu söylenen Türkiye’de, 1999 yılında 15-24 yaş grubu gençlerin %34’ü işsiz ve eğitimsizdi (yukarıda tarif ettiğim NEET). 10 yıl sonra, 2009’a geldiğimizde ise yatırımcılara maharetle satılan Türkiye’nin ekonomik başarı hikayesine rağmen, NEET oranının arttığını ve %37 olduğunu görüyoruz.

Sokakta yürürken 15-24 yaş arası 10 genç sayın. Bunun 4’ünün, işi, eğitimi ya da eğitimin yerine geçecek gördüğü bir kursu yok. Bu 4 gencin geleceğe dair umutlu olmak, hayaller kurmak için elinde birşeyi yok.

Bu söylediğim rakam ortalama tabi. Erkek-kadın ayrımı çok daha vahim bir tablo çıkartıyor karşımıza. Erkeklerde bu oran %20 iken, kadınlarda oran %50’nin üzerinde. 15-24 yaş arasındaki gençkızların yarısı iş-eğitim-öğretime uzak, kocaya, dayağa, kadın cinayetine kurban olmaya yakın.

Bu arada hani hava atıyorsunuz ya, dünyada işler kötüleşti Türkiye’de iyileşti diye, bir bakalım...Biz, NEET oranını 10 yılda 3 puan arttırırken, borcu yüksek ve banka bilançoları kötü diye battı dediğiniz Avrupa 2,5 puan, OECD ülkeleri ise yarım puan düşürmüş.Yani iş ve eğitim sağladığı genç nüfus oranını arttırmış.

Biri çıkıp 2009 yılının kriz yılı olduğunu ve sonucun bu nedenle kötü olduğunu söyleyebilir. Ancak 2000-2009 döneminde Türkiye ekonomisi %5,8’lik bir medyan büyüme performansı sergileyerek, hem OECD hem de AB-21 ortalamasını geride bıraktı. 10 yıllık büyümenin izi, bir yılda mı silinir?

Yaş grubunu değiştirelim: 25-29 yaş arasına bakalım. 2001 yılında, bu yaş grubunun %40’ı işsiz, eğitimsiz. 2010’a gelene kadar ortalama %4,6, 2010’da, %9,2 büyümüşsün ama işsiz-eğitimsiz gençlerin oranı iki puan yükselerek %42’ye gelmiş. Gençlere eğitim, öğretim, iş vermeyeceksen, niye, kime büyüdü bu ekonomi? Ya da böylesi bir rakama sen büyüme diyeceksen, niye okudun o iktisat fakültesinde?

Demek ki neymiş? Nasıl ki yükselmek sadece ekonomik büyüme ile olmuyorsa, batmak da artan borçla, sorunlu banka bilançosuyla olmazmış. Batmak, ey efendi, bir ülkenin gençlerinin elinden hayallerini almakla, onları hayal kuramaz hale getirmekle olurmuş! Borç azaltılır, banka bilançoları düzeltilir…isteğine ulaşacağını hayal etme, bunun için çalışma fırsatı bile vermediğin gençler ne olur?

23 Ekim 2012 Salı

Piyasa ekonomistlerini koyun mu sandın? Enflasyon tahmini yapmayı oyun mu sandın?


Merkez Bankası yarın 2012 yılının dördüncü ve sonuncu Enflasyon Raporu’nu yayınlayacak. MB’nin temel iletişim araçlarından biri olan bu rapor yılda 4 kez yayınlanıyor. Para politikasının önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceğine dair mesajlar arayan piyasa ekonomistleri, bu raporu büyük ilgiyle takip ediyorlar. Rapor, ikinci yarisi tatil olan bir arife gününde açıklansa bile.

MB, ayda iki kez ekonomistlerle Ankara’da toplantı gerçekleştiriyor ama bu toplantılara MB Başkanı Erdem Başçı katılmıyor. Enflasyon Raporu’nu ise Erdem Başçı bir basın toplantısı ile kendisi tanıtıyor, sonrasında sorulara yanıt veriyor. Rapor bu nedenle de ilgi çekiyor.

Genelde raporda ilk bakılan nokta MB’nin enflasyon tahmini olur...ki ben bu durumu hiç anlamam. 2006’dan beri piyasa, enflasyonu MB’den daha iyi tahmin ediyor.

MB hedefi tutturamadığı gibi, enflasyonu tahmin de edemiyor. Nereden baksan dökülen bir durum.

Örneğin 2006’de MB %5’lik enflasyon hedeflemiş ama %9,7’de kapatmışız seneyi. Azmetmişiz, 2007’de %4’lük hedef koymuşuz, sonuç %8,4 olmuş. Yılmamışız, “bir daha deniyoruz beyler” deyip 2008’de birkez daha %4’e niyet etmişiz, vardığımız yer %10 olmuş.

Oturup biz bu hedefleri neden tutturamıyoruz diye düşünürken, akıllı bir arkadaş “olm hata bizde değil hedefin kendisinde. Hedefi değiştirelim. Ahan da çöpe attım eski hedefleri” demiş, bize de mantıklı gelmiş olacak ki hedefleri yükseltmişiz. “Dünyada emtia fiyatları yüksek gidiyor, enflasyon herkeste yüksek, olur o kadar, idare edin” diyen MB’ye piyasa da anlayış göstermiş, “darlanma yiğidim, olur öyle” demiş.

Sen sağ, ben selamet MB enflasyon hedefini 2009 için %7,5’a, 2010 için %6,5’a yükseltmiş. Eeee %4’ten yükseltildiği düşünülünce hiç de azımsanacak bir nokta değil aslında. Yükselttiğimiz hedefleri  tutturduğumuzu söyleyelim, atlamayalım. Varsa bir hak, yemeyelim.

MB zafer turu atarken piyasa da kolbastı oynuyormuş. Oysa ki tutturulan hedefler yukarı çekilen hedeflerdi. Ama küresel krizle birlikte, emtia fiyatları düşmüş, dünyada enflasyon riski kalmamıştı. Yukarı güncellemenin nedenleri ortadan kalkmış, fakat rakamlar değiştirilmemişti. Olması gereken %4-5’lik hedefe göre hala yüksek bir enflasyonumuz olduğunu ise kimse görmedi, duymadı, söylemedi.

Fakat tabi her MB, enflasyonu düşük tek hanede tutma zorluğu ile imtihan edilecektir. Nitekim 2011’e geldiğimizde elimizde %5,5’lik bir hedef vardı. Sıkı durun! Sonuç? %10,4.

Aman efenim ben kura değer kaybettirdim de o yüzden oldu, yok efendim gıda fiyatları dalgalıydı ondan oldu...bitmez tabi mazaret, illa ki...Ama sorular da bitmez. Örneğin ben de şunu merak ediyorum. TL’ye değer kaybettirdiğini bile bile, yılın 10 ayı da geride kalmışken, sene sonu tahminini son Enflasyon Raporu’nda %8,3 diye yayınlayan sen değil misin arkadaş? İki aylık yanılma payı 2 puan olur mu? Olsa bunu yapan başkan görevde kalır mı?

İşte yarın dinleyeceğimiz Enflasyon Raporu bu rapordur. Hazırlayanlar aynıdır, sunan aynıdır. Yutan aynı mıdır? Önemli olan odur. Raporu görmeden yorum yazmam da bundandır.

Turkish Medium Term Program: In TV series we trust!


Turkish government presented Medium Term Program (MTP) and Medim Term Fiscal Plan recently, which is in line with the annual calendar.

Apparently MTP was highly welcomed by the business chambers. Indeed, Güler Sabanci, “the boss” managing Turkey’s one of the biggest conglomarates Sabanci Holding, noted that “while many countries in the world can not even foresee 3-days ahead, Turkish government could give projections for the coming 3 years”. Hats off!

But, what good does it make to submit projections, if you fail big time in your foresights, almost every time? OK, I guess you need examples. There are plenty. And to show my goodwill, I will exclude the projections for 2008-2010, as the years of the global crisis. Here we go:

1-      In October 2005, government projected an annual GDP growth of 5% for 2006, which ended up being 7%.

2-      Being encouraged by higher than expected growth performance in 2006, government pulled the 2007 growth projection to 7% from 5%. Have you, for a second, thought that projections were based on modelling? No dear, random walk!

3-      Indeed, random walk has failed. Growth performance in 2007 underperformed the projection by 2.5 points.

It seems that, Turkish government misses the projections by at least 2 points, but no guarantee about the direction. Hats are still off!

2011 is a remarkable year, as Turkish Central Bank (CBT) started its Nobel-march headed by Governor Basci and the so called “new” monetary stance designed mainly by him. Turkey grew by 9% in 2010 and the credit went to the government and the CBT.

4-Actively involved in the growth business with monetary and fiscal policies and still enjoying the success of 2010, government pointed at an annual growth of 4.5% for 201. And? Turkey grew by 8.5% in 2011.

Apparently, Turkish economy is blowing in the wind and government’s agents have no direct control over the figures. Because an overperformance is an equally valid failure as underperformance, when it comes to projecting. May I remind you that “uncontrolled power is not power”.

But lets not boil the MTP to growth pojections. What more? Enhancing the effectiveness of the security, improving the judical system, “protecting” and promoting culture and strengthening social dialogue are among the targets.

While the targets are handsome, so are the steps in the action plan. But one of them is eye-catching.

*In print and visual media, programmes such as TV series, documentaries and cartoons that emphasize the integrity and importance of the family and present the important figures, places and events of our history will be expanded.

For those who are unfamiliar with the Turkish social life, here is a warning. Both public and private TV channells offer variaty of TV series. In total there are 60-70 TV series in Turkey at the moment. They are so widely followed that, social life of the many people are planned accordingly. When you suggest to meet a friend, don’t be surprised to hear him/her saying: sorry i can’t meet you on Tuesdays and Thursdays, I have “my series” those days.

These TV series are taken so seriously by the government that a particular one called “Behzat C”, who is an anti-hero policeman, was critized openly for his “wrong-way” of living. He was a heavy drinker and unmarried with a lot of explicit/implicit critiq to the government policies in his words.

Well, so we should not be fully surprised by government’s decision to go into “TV series business”. Perhaps finally we will see Behzat C, quitting alcohol, exercising every morning, saving some part of his salary and getting a pension plan, to support government’s medium term goal of raising the savings.

Then slowly, with the opium effect of the TV, we will fall asleep and dream that MTP projections will be fulfilled. Yes yes, indeed, “while many countries in the world can not even foresee 3-days ahead, Turkish government could give projections for the coming 3 years”.

16 Ekim 2012 Salı

Orta Vadeli Mali Plani’nin Yükü Behzat Ç.’nin Omuzlarında

Orta Vadeli Mali Plani’nin Yükü Behzat Ç.’nin Omuzlarında
Orta Vadeli Program (OVP) ve Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) geçtiğimiz hafta içerisinde açıklandı. Ekim ayında, bir sonraki yıla ait bütçe hedeflerinin TBMM’ye sunulması bir zorunluluk. Bunun öncesinde OVP’nin açıklanması da takvime uygun.
Nedir OVP, OVMP? Kısaca ve kibarca “bağlayıcı olmayan bir yol haritası” diyebiliriz. Bu planla hükümet, hem bitmekte olan yıla ilişkin tahminlerini paylaşır hem de sonrasındaki üç yıla ilişkin öngörülerini. Büyüme, büyümenin kaynakları, bütçe, enflasyon, ticaret dengesi...
Peki neden bağlayıcı değil? Birincisi, tahminler tutmazsa resmi bir yaptırım yok. İkincisi de, geçmiş yıllardaki hata payı yüksek olduğu için hükümet “tüh yine tutturamadim” dediğinde kimse şaşırmıyor.
Örnek mi? Kolay, ama önce şunu belirtelim: örneklerimizi seçerken insaflı davranacağız. 2008de başlayan küresel krizi, hükümetin tahmin etmiş olmasını beklemiyoruz. Bu nedenle 2008-2010 döneminden örnek seçmeyeceğiz.
1-Ekim 2005’te açıklanan OVP’de, 2006’da ekonominin %5 büyüyeceği tahmin edilirken, gerçekleşme % 7 ile bunun 2 puan üzerinde.
2-Hemen arkasından, 2007’de %7 büyüyeceği tahmin edilen ekonominin performansı, tahminin 2,5 puan altında.
Yani, yön farketmez, 2 puandan aşağı yanılma payı bizi kurtarmıyor.
3-Bu arada, 2005 sonunda 2007 büyüme tahmini %5 iken, 2006 sonuna gelindiğinde tahminin %7’ye çıkartılması neden? E o da, 2006 büyümesinin kuvvetli olmasından kaynaklanıyor. İşler bu yıl iyi gitti, seneye de öyle olur, vur gelişine!
2011 yılı önemli. Para politikası 2010 yılında çok aktif davranmış, adımlar atılmış, “nobel yürüyüşü” başlatılmıştı. Hükümet de dünya ekonomisinde yaşanan zor günlere rağmen Türkiye ekonomisinin 2010’da %9,2 büyümesini övgü vesilesi olarak paylaşıyor, başarıyı üstüne alıyordu. Bakalım gerçekten bu büyümeyi biz mi tasarlamışız?
4-Aktif para politikası yönetimi, mali tedbirler ve hükümetin “bu gurur bizim” duruşuyla birlikte, 2010 sonunda, 2011 büyümesi %4,5 olarak tahmin edilmiş. Gerçekleşme %8,5. Görünen o ki, hadise üzerinde bir kontrolümüz yok aslında.
Haksızlık etmeyelim. Aynı dönemde dünyada da büyüme tahminleri şaşmamış mı? Şaşmış elbet...Ama iki farkla: Bir, arada sapma kimsede 4 puan değil. İki, tahminleri tutmayanlar zaten öncesinde de “biz bu işi çözdük” diye çıkmamışlar er meydanına.
Görünen o ki, OVP’nin tahmin başarısı sınırlı. Bu yüzden iş dünyamızın önemli isimlerinden birinin “birçok ülke 3. ayını göremezken, bize 3 yıllık projeksiyon verildi” demesi de pek anlamlı değil. Verildi verilmesine de, tutmuyor ki...Ya da belki de bu sözler anlamlı ama anlamı farklı.
Bu anlamı ararken, gelin OVP’nin diğer bölümlerine de bakalım. Sonuçta OVP’yi sadece büyüme tahminine indirgemek büyük haksızlık.
Güvenlik hizmetlerinin etkinleştirilmesi, adalet sisteminin iyileştirilmesi, kültürün korunması, geliştirilmesi ve toplumsal diyalogun güçlendirilmesi gibi isimleri havalı pek çok alt başlık var programin içerisinde.
Alt adımlar içerisinde neler yok ki? “Türkçe’nin dil birikimini ortaya çıkaracak, Türk kültür, sanat ve edebiyatının bütün dünyada tanınmasını ve yaygınlaşmasını sağlayacak çalışmalar desteklenecektir”. Türkçe Olimpiyatları mı dediniz?
“Yazılı ve görsel basında ailenin bütünlüğünü ve önemini vurgulayan, tarihimizin önemli şahsiyet, mekan ve olaylarını tanıtan dizi, belgesel, çizgi film gibi yayınlar yaygınlaştırılacaktır” da diğer bir adım.
Behzat Ç. sözüm sana! Kötü alışkanlıklardan arınacak, orta vadeye yoğunlaşacaksın. Maaşı aldın mı tasarruf oranlarını yükseltme amacına uygun olarak, bankaya kefenlik birşeyler atacak, BES’e üye olacaksın.
Muhteşem Süleyman, devletlum, size birşey demek bana düşmez! Dileyin büyümeyi tiz zamanda yukarı, enflasyonu aşağıya çekelim,borcu düşürelim. Siz dileyin, haremdeki hatun sayısını 30’un altına çekip Gül Ağa’nın elinden sendikal haklarını alalim. Ne dilerseniz... Ama nolur hünkarım, OVP’de dizinin, çizgifilmin ne işi var diye sormayın!

2 Şubat 2012 Perşembe

Neden bu aralar yazmiyorum?

Zaman yok bahanesine siginma sirasi geldi...Yoksa ekonomistlerin cikmasini istedigim o kapidan ben de cikip disarida-temiz havada bu yazilari yazmaya devam etmek istiyorum. Ama bizim merkez bankası bıraksa AB merkez bankası rahat vermiyor, tam yakami kurtardim derken Cin ekonomisinde bir vukuat oluyor..."Takım elbiseli" hayat agir basiyor ve ben de aklimdakini yazamiyorum.

Indiana Jones benzetmesini begenenler, begenmeyenden cok oldu. Bana bile e-posta ile ulasti, kendi yazim, isimsiz bir sekilde:) Yazimi arkadaslariyla paylasan herkese tesekkurler...Beni en mutlu eden bu oldu. Umarim paylasmaya devam ederiz...

Bi sakinleseyim soz yazacagim...Mankenden ekonomist olur mu diye soracagiz birlikte. KSK'nin QR kodlu pankartinin para politikasi durusumuzla ilgisini sorgulayacagiz.

O zamana kadar twitter'da ses vermeye devam edecegim. Caya beklerim...

27 Ocak 2012 Cuma

Para Politikası Yönetiminde India Jones Teknikleri

Indiana Jones serisini dönüp dolaşıp kaç kere izledim bilmiyorum ama çift hane olduğu kesin. Severim Indy’i, mantık dışı her sahneye o an inanırim, hiç gocunmam. Bizim Indy yahu, yabancı değil!
Fakat nedense filmin sonunda “uygar”’!?! Batı’nın eline geçen tarihi eserlere bir türlü sevinemem. Indy ile güler, sarı dişli Mısırlılar’dan Indy ile birlikte kaçar, yılanlara Indy ile birlikte saydırırım içimden ama ne zaman ki Indy girer tapınağın içine, alır o herkesin arayıp bulamadığı nadide parçayı, işte o zaman bırakırım ben yılların dostu Indy’i.
Çünkü bilirim ki o tapınak yüzyıllara direnmiştir, fırtınalara depremlere dayanmıştır ama Indy’den sonra yıkılacaktır. Sözde “arkeoloji aşığı” olan “akademisyen” Indy, sadece tek bir kıymetli parçaya odaklanır ve kaybolmuş bir uygarlığın belki de son izi olan bir tapınağı, yıkılmış bir şekilde arkasında bırakmaktan hiç rahatsız olmaz. Bense dertlenirim…
Hani Indy alır o parçayı verir ya müzeye…Biz de British Museum’da ek ücret ödeyip sırada bekleyip gidip görürüz ya o parçayı…”Vay arkadaş” deriz, “elin oğlu ne çok kıymet veriyor tarihe”. Sormayız “ne pahasına?” diye. “Tek bir parçayı kurtarmak, bütün bir tapınağı yıkmaya değer mi? Bu, seni başarılı yapar mı?” diye sormayız.
Niye mi anlattım bunları? Sözüm ne Hollywood’a, ne Spielberg’e ne de artık yaşlanan Ford’a. Sözüm Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na…Yok yok, düzeltiyorum, sözüm TCMB’yi bu aralar kahraman ilan edenlere…Hem de sadece TL değerleniyor diye.
Bilmiyorum ki aynı TCMB’den mi bahsediyoruz?
-4 aydan kısa bir sürede 12 milyar dolardan fazla rezerv eriten
-Hazine’nin borçlanma maliyetini (senin benim cebimden çıkar bu) Eylül’den Aralık’a 3 puan arttıran
-İngiltere’den bile düşük enflasyonumuz var derken seneyi %10,5’lik enflasyonla bitiren (2011 için enflasyon hedefi kaçtı? %5…deme be…)
-Büyüme öngörülerinde hem ikinci hem üçüncü çeyrekte yanılan …
…MB di mi bu?
Ve sen şimdi bana diyorsun ki “MB başarılı çünkü TL değerlendi”. E arkadaş “yıktın haneyi eyledin viran”, ödedin diyetini değerlendirdin paranı. Ama bilmiyorsun ki senin gibi rezerv harcamadan, faiz arttırmadan parasını senden çok değerlendirenler var. Ona ne dersin?
Bak sinema arası ihtiyaç molası: Verirsen yüksek faizi, getirirsin küresel sermayeyi, paran da değerlenir. Marifet bunu düşük faizle, rezerv harcamadan, Hazine’nin borçlanma maliyetini yükseltmeden yapmaktı. Olmadı…Hadi hayırlı seyirler…Indy’e benden selam söyle, yılanlara dikkat…

26 Ocak 2012 Perşembe

Turkish Central Bank and Indiana Jones’ Techniques

A big fan of the Indiana Jones movies, I always have my doubts about the working methods of Indy. In each of the episodes, “modern” western civilization (Indy, Bellog, etc) manages to get the pieces of mystic east and somehow we are expected to be cheered up with this.
But who can stop my restless mind? When I see Indy reaching to the hundred years old piece in the temple, I can’t cheer up. Because I know that the temple, which stood storms and earthquakes for centuries, will not survive after Indy.
They expect us to pay extra at the British Museum to see “the piece” and museum management will be proud to “protect” the history and most likely be deemed successful. But at what cost? How come saving just “one” piece justifies ruining the “whole” temple?
Why am I telling you all these? Because I see a whole market calling Turkish Central Bank successful today. Do you know why? Just because TL gained ground, just like Governor Basci told us.
Excuse me, but since when we are judging the success of monetary policy via currency moves? And excuse me again, at what cost did we save TL? Are we talking about the same CBT who
* used USD 12 bn of reserves in less than 4 months
*who raised the borrowing cost of the Treasury from 7.7% in September to 10.6% in December
Isn’t it also the CBT who
*managed to reach to 10.5% of annual inflation at the end of 2011, while still walking around with its mandate of “price stability”
*misguided the market about the growth outlook of both second and third quarters
And now you call CBT successful because TL is stronger. Bravo!
CBT ruined the temple but saved the piece. Now go to museum and enjoy. But remember: if you pay for it, global capital comes…and Turkey paid for it via higher interest rate and by spreading the reserves. You and I paid for it my friend. Now let me pay one more thing: a dvd of Indiana Jones. At least it is relaxing!

9 Ocak 2012 Pazartesi

Ekonomist Monologları I: Bir ekonomist bir ekonomiste demiş ki: kendi kendine konuşuyorsun be birader!

Ekonomist: Türkiye’de para politikası cephesinde işler iyice karışmış diye duydum hacı, ne iş?
Ekonomist: Yok yahu, yaratıcılıkta sınır tanımadan ilerliyor MB. İlişkimizde heyecan hiç bitmiyor.
Ekonomist: Ne diyosun yahu?
Ekonomist: Hemi vallahi, hemi billahi. Bak şimdi, bugün günlerden ne?
Ekonomist: Çarşamba
Ekonomist: Yok yahu, bugün diyorum günlerden ne?
Ekonomist: Wednesday
Ekonomist: Arkadaş eğitilebilir bir cinssindir umarım sen, ne desem anlamıyorsun. Bugün sence normal bir gün mü, olağanüstü bir gün mü?
Ekonomist: Bilmiyorum. Nasıl bileceğim?
Ekonomist: Bak şimdi sevgili kıt anlayışlı. Anlamak basit. Sabah uyandığında amuda kalkacaksın önce. Başın aşağıda öyle bakınırken derin bir nefes al, ellerin üzerinde mutfağa kadar git, pencereden bak. Bir şey göremeyeceksin di mi? Hah işte o gün, normal gün. Yok eğer akıl edip pencerenin karşısındaki boy aynasına bakıp dışarıyı gördüysen, o gün “olağanüstü” gün.
Ekonomist: Saçmalıyorsun!
Ekonomist: Sadece TCMB ne kadar saçmalıyorsa… Bence lafını bil de konuş. “TCMB herkesi memnun etmek zorunda değil” demiyorlar mı? Kır kolunu, otur aşağıya.
Ekonomist: Eeeee diyelim ki anladık. Ne oluyor o gün olağanüstü bir günse?
Ekonomist: Olağanüstü gün varsa, döviz var, TL yok, faiz yüksek. Normal günse döviz az, faiz yine yüksek. Her an her şey olabilir. Geyik çıkabilir, ayı çıkabilir. Ama MB öyle diyorsa doğrudur. Bak 2012’de TL alın dedi MB. Yatırım tavsiyesi vermeye de başlamış. Türkiye Cumhuriyet Yatırım Bankası olmuş.
Ekonomist: MB’nin işi enflasyonla mücadele değil mi? Kur işlemlerine ne zaman başladı? Büyüme tahmini çuvalladı, TL yan yattı, enflasyon suya battı…Şimdi nasıl inanırım sözüne? Benzer ülkeler arasındaki en yüksek faizi verip TL’yi kuvvetlendirmek marifet mi?
Ekonomist: !”&&&&%%%%%!!!!!!
Ekonomist: Aaaaa niye bozdun ağzını?
Ekonomist: Haklı olduğunu bildiğim ama susmak zorunda olduğum için be kardeş! Yoksa ya gazetedeki köşem gidecek, ya da yatırım bankasındaki koltuğum. Elimden gelen tek şey: !!!%%&&&%%%+++!!!!. KÜFÜR DİYORUM BİR SALDIRMAMA EYLEMİDİR (Cemal Süreya, 16 Dize)