Her zamanki saatte evden ciktim, günaydin desem de yanıt vermeyen komşumun önünden geçip otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Acele etmem gerek çünkü asla zamanında gelmeyen bu otobüs, bazen erken bazen geç gelerek beni ters köşeye yatırma konusunda pek maharetli. Benimse işe geç kalma lüksüm yok.
Gittim sıraya girdim. Yerim önde gibiydi ama kadın-erkek, yaşlı-genç farketmeden omuz atarak sırayı delenler nedeniyle kapı kapanmadan zar-zor binebildim. İşyeri servis sağlayacağını söylemesine rağmen sözünü tutmuyor. Yani tek yol toplu taşıma! Şikayet ne fayda!
Neyse sonunda giriyorum bizim ofise ve başlıyorum gelen gazeteleri karıştırmaya. Magazin ekleri kapılmış, spor sayfalari elde, gerisi ağırlık etmesin diye bir kenara bırakılmış. Bana kalsa daha suya sabuna dokunan gazeteler alınsın isterdim ama hem bana kalmıyor, hem de onlar cıssss...
Derken geçti saatler ve geldi iş çıkışı. Hep dolu gelen asansör bu sefer neredeyse boş, insanlar nedense merdivenlerden iniyor. Haydaaaa çıkıştaki bu bisiklet parkı da ne? Kaskını takıp, paçasını kıvıran atlıyor bisiklete. Benim müdürü gördüm “kusura bakma senin bisikletin üstüne düşmüş benimki” dedi. Hayırdır inşşallah, benim bisikletim mi varmış? Ya Allah atladım üstüne...başta biraz acemiydim ama Bahçelievler çocuğuyuz biz, toparladım hemen! Bu bisiklet yolu ne zamandır burda? Gidiyoruz kelle koltuk derken, arabalar önceliği hep bisiklete vermesinler mi? Sus sus, var bunda bi’ iş!
Geldim evin önüne ki, adres doğru gerisi yanlış...Bizim mahallede hep bahçeli evler var, bizimki de onlardan biri. Her kapının önünde posta kutusu, dikkat ettim kadınların ismi üste yazılmış. Bu araba bizim herhalde. Küçük, çevre dostu modellerden.
Bismillah dedim omuzladım kapıyı ki, benim hatun içeride, çocuklar da gelmiş okuldan. “Bu hafta 3 gün mesaiye kalınca, haftalık çalışma saatimi doldurdum erken geldim, yarın da evden çalışacağım” dedi karım. Herhalde ateşim var benim.
Masanın üzerinde mektuplar var. Hah! Bir terslik çıkacağını biliyordum ben. Bak bu bankadan; 30 yillik ipotek kredimin özeti ve ev fiyatlarının değişimine gösteren grafik. Terslik yok! O zaman kötü haber diğer zarfta. Büyük oğlanın okulundan gelmiş. Kış tatilinde Fransa’ya kayak okuluna gideceklermiş sınıfça, masrafları spor bakanlığı karşılayacakmış, bizden onay istiyorlarmış. Ne?
Bu sırada karımı gördüm, “çıkıp bir koşayım” diyor. Alışverişte “hızlı yürü” dedim diye kavga çıkaran karıma ne oldu? “Çabuk gelirim, akşama mahalle komitesi yeşil alanlar için toplantı yapacağız” dedi. Bu sırada “ben gelemem, akşam sendika toplantımız var, işverenle yapılacak ücret görüşmlerine hazırlanacağız” dediğimi duydum. Ben!
Karım “tamam” deyip çıktı, ben bayılmamak için bir koltuğa oturdum. Kumandanın üzerine oturmuş olmalıyım ki, TV açıldı. Sarışın renkli gözlü bir kadın sunucu, Fitch’in Türkiye’nin notunu “yatırım yapılabilir ülke” seviyesine yükselttiğini, ülkemizin SINIF ATLADIĞINI söylüyordu.
Ahhhhh be!!!! İşte buydu olan! Sınıf atlamıştık. Olduk mu sana bi İsveç, Norveç? Gelir dağılımı düzelmiş, konuşma özgürlüğü genişlemiş, sendikal haklar desteklenmiş, şehir planlamacılığı yapılmıştı. Eğitim ücretsiz, yıllık izin beş hafta ki bunun ikisini birleşik almak mecburi, hem hanıma hem bana doğum izni...daha ne olsun?
Toplantılık halim kalmamıştı. Heyecanımı bastıramıyordum, zihnim de yorulmuştu. Gittim yattım. Sabah erken kalkar, evin yakınındaki ormanda koşar, duş alıp bisikletimle işe giderim, ardından da sendikadaki arkadaşlara toplantıya neden katılamadığımı açıklarım diye düşünürken uyuyakalmışım.
Uyandığımda ne mi oldu? Size Salı sabahından beri ne oluyorsa bana da o oldu! Eski hamam eski tas...Not arttırımı yalan, var biraz da sen oyalan!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder