7 Şubat 2013 Perşembe

Mauritus Mauritus, Duy Sesimizi!

Basından takip etmişsinizdir. Mauritus Dışişleri ve Ticaret Bakanı Arvin Boolel, Türk işadamlarına ülkesine yatırım yapmaları için çağrıda bulunmuş ve demiş ki: Mauritus’a yapacağınız yatırımlarla Afrika kıtasına ortak olabilirsiniz.
İçinde 54 ülke barındıran, 1 milyar nüfuslu böylesine kadim bir kıtaya ortak olmak? Hem de 1,3 milyon nüfuslu bir ülkeye yatırım yaparak…Eh 1’e 1000 almakla eşdeğer, bundan iyisi can sağlığı.
Ayrıca yeni bir ticaret ortağı, ülkece ruh halimize de uygun görünüyor. Ne de olsa Avrupa Birliği’nin bizi kapısında bekletmesine sonunda tepki vermeye başladık. Başbakanımızın bu konudaki sözleri, yılların birikiminin bir sonucu değil midir? Efendim alsaydı AB bizi, duymazdı şimdi bu sözleri!
İşadamlarımız da “Avrupa kendine pazar arıyorsa 75 milyon nüfuslu Türkiye’den iyisini bulamaz” diyerek, pek güzel savunuyorlardı AB’ye girme tezimizi. Fakat telaş yok! Bizim niyetimiz üretip satmak değil de, başkalarının yaşlanan nüfusuna satamadığı mallara alıcı olmaksa, bize başka talipler de çıkar mutlaka. Maksat “pazar eylemek”se, bir gelen olur elbet.
Olmadı bizler gideriz. Çalmadık kapı bırakmaz, kahvede okeye dördüncü, dünyada Şanghay Beşlisi’ne altıncı oluruz. Elimizi sallasak ellisi. Bakın Mauritus’tan gelen davete!
Bugün bir Mauritus dediğin, nereden baksan kişi başına 15 bin dolarlık geliriyle (harcama gücü paritesine göre düzenlenmiş, IMF veri tabanındaki 2011 rakamı) listede Türkiye’nin üzerinde yeralan bir ülkedir.
Üstelik bu rakamın arkasında bir “kendini geliştirme” hikayesi de vardır, bakmasını bilenlere. Yukarıdaki tanımıyla kullandığımız kişi başına gelir listesinde 1980-2011 arası Mauritus 9 basamak yükselirken, örneğin Türkiye 9 basamak gerilemiştir. Neyse, karıştırmayayım şimdi tatsız rakamları değil mi?
Biz ticaretimize bakalım arkadaşlar. Nitekim dış ticaret öyle bir şeydir ki, uzakları yakın, düşmanı dost, zengini daha zengin yapar. Velhasıl, dış ticaret öyle bir şeydir ki, tadından yenmez.
Sanmayın ki biz Mauritus’la ticaret yapmıyoruz; zaten ilişkilerimiz var. İhracatımızın %0,02’si bu ülkeye yapılıyor. İthalatımızın ise %0,003’ü bu ülkeden. Bu oranları görüp müstehzi bir duruş sergileyen ekonomistler! Mauritus’un ihracatımız içindeki payı 2002 öncesine göre 5 katına çıkmıştır, bilir misiniz? Vizyon budur! Komşularla sıfır sorun kadar, haritada yerini gösteremediğimiz ülkelerle de sıfır sorun, ticareti desteklemektedir. “Yerini bile bilmediğimiz ülkeyle ne sorun yaşayacaktın?” diyen efendi! İnsan niyeti bozdu mu, kavgada sınır mı tanır! Alın bu arkadaşı da dışarı, vizyonu kavrayamadı!
Konuyu dağıtmayalım. El edene yüz döner, ıslık çalana bakar, çağırana gidersek, ticaret ağımız genişler elbet. Ancak bu aynı zamanda bir ticaret stratejimizin olmadığını da gösterir.
Mauritus’a demir-çelik filmaşin, optik lif kablo, ilaç ve vitamin satıyoruz. Onlardan daha ziyade pamuklu mensucat satın alıyoruz. Peki ilerlemek istediğimiz ticaret yönü, geliştirmek istediğimiz sektörlerimiz bunlar mıdır?
Hesabını yaptık mı? 20 sene sonra dünyada hangi ürünlere talep olacak? Biz bu ürünlerin hangilerini üretme aşamasında avantaja sahibiz? Hangilerinde rekabete girmeli, hangilerinden çıkmalıyız? Buna göre üniversitelerimizde hangi yeni bölümleri açmalı, kaç mühendis, kaç ara eleman yetiştirmeliyiz?
Var mı böyle bir plan? Yok! E o zaman, Mauritus Mauritus, duy sesimizi! Biz geliyoruz ama niye geldiğimizi bilmiyoruz….
 

9 Ocak 2013 Çarşamba

Merkez Bankası şerefine 3 kere...


Finans çevrelerinin adını yakından tanıdığı “the Banker” dergisi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Erdem Başçı’yı “Dünyanın ve Avrupa’nın en iyi merkez bankası başkanı” seçmiş.

Bu haber hepimizi gururlandırdığı gibi piyasa oyuncularından bazılarını da coşkun bir sevince boğmuş anlaşılan. Hatta içlerinde hızını alamayıp bu haberi sosyal medyada “kapak olsun” diye paylaşmayı tercih edenler bile var.

Ancak “the Banker”’in Sayın Başçı’yı bu ödüle layık görme nedenleri arasında “kapak olsun” diye bir gerekçe yok. Dergi Erdem Başçı’yı bu ödüle, IMF’nin bile yeşil ışık yaktığı bir dönemde sermaye kontrollerine mesafeli durması, dünyadaki gelişmeleri iyi okuması ve “deneysel” bir yaklaşımla zor bir dönemde para politikasını başarıyla yönetmesi nedeniyle değer bulmuş.

Sayın Başçı dışında ödül alan isimler de var. Örneğin Kanada’dan sonra İngiltere Merkez Bankası’nın başına geçen Mark Carney bunlar biri. Filipinler, Suudi Arabistan ve Angola da merkez bankası başkanlarının aldığı ödüle sevinecek ülkeler arasında.

Dergi, ödül alanları kısa bir yazıyla tanıtmış. Sayın Başçı’nın tanıtım yazısının büyük çoğunluğu Başkan’ın para politikası tasarımının iyiliğini güzelliğini paylaştığı kendi görüşlerine ayrılmış. Kalanı ise MB’nin basınla ilişkiler bölümü tarafından yazılmış izlenimi veren cümleler içeriyor. Sanırım “MB ile BDDK” arasındaki “iyi işbirliği” yorumunu anlayamamamız da bundan.

Mark Carney, görev değişikliği nedeniyle meşgul olmalı ki kendisi bir şey söylememiş. Basınla ilişkiler bölümünden gelmiş izlenimi veren bir reklam-yorum da olmadığı için onu övmek dergiye kalmış. The Banker, Mark Carney’in İngiltere Merkez Bankası’nın başkanı olarak göstereceği performansın merkez bankacılık adına dünyada yeni bir sayfa açacağını düşünüyor. Ama merak etmeyin “dünyanın” en iyi merkez bankası başkanı ödülü hala bizde.

Fakat tabi ki biz ödüllere alışığız. Sayın Başçı’dan önce başkanlık yapan Durmuş Yılmaz da 2007 ve 2009 yıllarında benzer bir ödül almıştı. Son beş yıldır sürekli dünyanın ve bölgenin en iyi merkez bankası başkanları tarafından yönetilen bir ekonomiye sahip olduğunuz için geleceğe daha bir ümitle bakıyorsunuz değil mi? Evet, anlıyoruz…

Biz “kapak olsun” diyen arkadaşı da anlıyoruz. Sonuçta ortada az da olsa TCMB’yi eleştiren ekonomistler hâlâ var. Piyasa baskısı dediğimiz şeyin mahalle baskısından hiç de aşağı kalır yanı yoktur. Buna rağmen eleştirilerini dile getirmekten korkmayanlar varsa hala, işte bu ödül onlara kapak olmalıdır.

MB Başkanı Erdem Başçı MB’nin hedef bandı 3 yıllıkken, hükümetteki partinin seçim sloganını benimseyerek “bizim 2023 hedeflerimiz var” demekten çekinmemiştir bir konuşmasında. Uzun yıllar kuruma hizmet eden kadronun geriye itildiği,ne terfilerinin yavaşlatıldığına, yerlerine hükümetle “gönül birliği” içerisinde olduklarını söylemekten çekinmeyen kadroların yükselişinin sağlandığına ilişkin şikayetler ayyuka çımıştır. İktisadi literatür içerisinde son 10 yıldır tartışılan para politikası hareketleri bir anda “Türk icadı” olarak lanse edilmiş, piyasa ekonomistleri de ya literatürden bihaber oldukları için ya da işlerine geldiği için bu söylemi benimsemişlerdir.

MB’nin politikalarını eleştirenler “bu yeni icadı anlamayanlar” olarak etiketlenmiş, ağızlarını açtıkları anda “cahillik”le suçlanır olmuşladır. Bu hınç öylesine büyümüştür ki, sonunda Türkiye’nin para politikasını örneklerle, teknik açıklamalarla, bilimsel bir tartışma çerçevesinde övmeyi denemek yerine bir derginin verdiği ödülü başarının kanıtı olarak görmek ve hatta “kapak olsun” diye göstermek noktasına gelinmiştir.

Erdem Başçı son derece başarılı ve çalışkan bir teknisyendir. Bu kimliğiyle ön planda kalmaya devam etmesi de çok olasıdır. Görünen o ki, kendisinin siyasi hırsları yok. Bu nedenle, bundan sonrasında onu uluslararası çalışmalar içerisinde görmek şaşırtıcı olmayacaktır.

Sayın Başçı’nın para politikası anlamında Türkiye’ye katkıları ortadadır ve büyüktür. Başarılarının takdiri için reklam geliriyle ayakta kalan bir derginin ödülünü kanıt olarak kullanmaya ihtiyaç yoktur. Ancak kendisinin hem teknik olarak hem de MB yöneticisi olarak yaptığı hatalar da ortadır…ve sel gidip kum kaldığında, akl-ı selim ekonomistler (hala varsa eğer) bu hataları da konuşuyor olacaktır.