Basından takip etmişsinizdir.
Mauritus Dışişleri ve Ticaret Bakanı Arvin Boolel, Türk işadamlarına ülkesine
yatırım yapmaları için çağrıda bulunmuş ve demiş ki: Mauritus’a yapacağınız
yatırımlarla Afrika kıtasına ortak olabilirsiniz.
İçinde 54 ülke barındıran, 1
milyar nüfuslu böylesine kadim bir kıtaya ortak olmak? Hem de 1,3 milyon nüfuslu
bir ülkeye yatırım yaparak…Eh 1’e 1000 almakla eşdeğer, bundan iyisi can
sağlığı.
Ayrıca yeni bir ticaret ortağı,
ülkece ruh halimize de uygun görünüyor. Ne de olsa Avrupa Birliği’nin bizi
kapısında bekletmesine sonunda tepki vermeye başladık. Başbakanımızın bu
konudaki sözleri, yılların birikiminin bir sonucu değil midir? Efendim alsaydı AB
bizi, duymazdı şimdi bu sözleri!
İşadamlarımız da “Avrupa kendine
pazar arıyorsa 75 milyon nüfuslu Türkiye’den iyisini bulamaz” diyerek, pek
güzel savunuyorlardı AB’ye girme tezimizi. Fakat telaş yok! Bizim niyetimiz
üretip satmak değil de, başkalarının yaşlanan nüfusuna satamadığı mallara alıcı
olmaksa, bize başka talipler de çıkar mutlaka. Maksat “pazar eylemek”se, bir
gelen olur elbet.
Olmadı bizler gideriz. Çalmadık
kapı bırakmaz, kahvede okeye dördüncü, dünyada Şanghay Beşlisi’ne altıncı
oluruz. Elimizi sallasak ellisi. Bakın Mauritus’tan gelen davete!
Bugün bir Mauritus dediğin,
nereden baksan kişi başına 15 bin dolarlık geliriyle (harcama gücü paritesine
göre düzenlenmiş, IMF veri tabanındaki 2011 rakamı) listede Türkiye’nin
üzerinde yeralan bir ülkedir.
Üstelik bu rakamın arkasında bir
“kendini geliştirme” hikayesi de vardır, bakmasını bilenlere. Yukarıdaki tanımıyla
kullandığımız kişi başına gelir listesinde 1980-2011 arası Mauritus 9 basamak
yükselirken, örneğin Türkiye 9 basamak gerilemiştir. Neyse, karıştırmayayım
şimdi tatsız rakamları değil mi?
Biz ticaretimize bakalım
arkadaşlar. Nitekim dış ticaret öyle bir şeydir ki, uzakları yakın, düşmanı
dost, zengini daha zengin yapar. Velhasıl, dış ticaret öyle bir şeydir ki,
tadından yenmez.
Sanmayın ki biz Mauritus’la
ticaret yapmıyoruz; zaten ilişkilerimiz var. İhracatımızın %0,02’si bu ülkeye
yapılıyor. İthalatımızın ise %0,003’ü bu ülkeden. Bu oranları görüp müstehzi
bir duruş sergileyen ekonomistler! Mauritus’un ihracatımız içindeki payı 2002
öncesine göre 5 katına çıkmıştır, bilir misiniz? Vizyon budur! Komşularla sıfır
sorun kadar, haritada yerini gösteremediğimiz ülkelerle de sıfır sorun,
ticareti desteklemektedir. “Yerini bile bilmediğimiz ülkeyle ne sorun
yaşayacaktın?” diyen efendi! İnsan niyeti bozdu mu, kavgada sınır mı tanır!
Alın bu arkadaşı da dışarı, vizyonu kavrayamadı!
Konuyu dağıtmayalım. El edene yüz
döner, ıslık çalana bakar, çağırana gidersek, ticaret ağımız genişler elbet.
Ancak bu aynı zamanda bir ticaret stratejimizin olmadığını da gösterir.
Mauritus’a demir-çelik filmaşin,
optik lif kablo, ilaç ve vitamin satıyoruz. Onlardan daha ziyade pamuklu
mensucat satın alıyoruz. Peki ilerlemek istediğimiz ticaret yönü, geliştirmek
istediğimiz sektörlerimiz bunlar mıdır?
Hesabını yaptık mı? 20 sene sonra
dünyada hangi ürünlere talep olacak? Biz bu ürünlerin hangilerini üretme
aşamasında avantaja sahibiz? Hangilerinde rekabete girmeli, hangilerinden
çıkmalıyız? Buna göre üniversitelerimizde hangi yeni bölümleri açmalı, kaç
mühendis, kaç ara eleman yetiştirmeliyiz?
Var mı böyle bir plan? Yok! E o
zaman, Mauritus Mauritus, duy sesimizi! Biz geliyoruz ama niye geldiğimizi
bilmiyoruz….