İktisat derya deniz, iktisat
güzel. Kimi için muhasebedir ki herşey yerli yerinde durur, terazinin bir
kesesi diğeriyle illa ki eşitlenir. Kimi için finanstir,piyasadir, taşın suyu
sıkılır para kazanılır. Kimi istihdam-kalkınma-refah der, daha da üstüne
tanımaz.
Bu son grup çok keyiflidir.
Bunların diplomalı olanı kadar diplomasızı da vardır. Okullusu, bankalarda
kredi kuruluşlarında çalışır genelde. Alaylısı, suda balık toprakta karınca
gibidir, en çok rakı masasında bulunur.
Ne de olsa iktisat (ilmi de cismi
de), neresinden tutsan, ne yöne çevirsen, illa ki seninle benimle ilgilidir. Hani
Cemal Süreya diyor ya: Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama
kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı. Hah işte o hesap! Sosyal bilimler
hakkında ne düşünürsünüz bilmem ama iktisadın mutlulukla bir ilgisi olmalı.
Çünkü herşey daha iyi bir hayat
için. Çünkü:
*sen açsan, birinin o ekonomiye
“büyüme” getirmesi gerekir
*ekonomi büyürken sen işsizsen,
“iş yaratımı”nı desteklemek gerekir
*işçi arayanlarla iş bulamayanlar
eşleşmiyorsa, “eğitim”i konuşmak gerekir
*işi olan evine ekmek dışında
birşey götüremiyorsa “ücretleri”, “enflasyonu”
*kadınlar iş bulamıyorsa, fırsat
eşitliğini, iş yerinde kurulacak çocuk yuvalarını,
*emekçi yarınını bilmiyorsa “sosyal
güvenlik”i, “sendika”yı...
...konuşmak gerekir. Ama illa ki
konuşmak gerekir. Kimse adına düşünmeden, kimseyi kurtarmaya çalışmadan, hep
birlikte...Güler yüzle...
Tam da bu yüzden, ekonomistin
hevesi, memleket meselesidir. Miting alanı rakı masasıdır, çay sofrası, kahve
sehpasının çevresidir.
En has beyin takımı aile üyeleri,
eş, dost, tanıdık bakkal, manavdır. Bir de illa ki gençler...Çünkü onlar fikrimizin
ince gülüdür ki açarlar, açarlar, açarlar...Eleştirmekte bizden cesurdurlar,
daha iyisini istemekte bizden yürekli...O yüzden baş ekonomist gençlerdir,
değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez.
Ama bir sorun var bu işte. Çayın
demi kararınca, kahvenin telvesi dudağa çarpınca, rakının çakırkeyifliği
geçince ekonomistlere ne olur? Külkedisi’nın arabasının bal kabağına dönüşmesi gibi,
yoksa onlar da kaybolur mu ortadan?
Bu sorunun yanıtını biz
vereceğiz. Aldığın ekmeğin fiyatı ve gramajı ne? Geçen yıl neydi? Ya ondan
önceki yıl? Senin maaşın mı daha çok arttı, ekmeğin fiyatı mı? Biniyor musun
metroya? Ne oldu tek geçisin fiyatı? Taksi ücretine de zam gelmiş, köprü
geçişlerine de mi? Sigortasız çalıştırıyorlarmış seni. Demiyorum ki istifa et,
ama konuşmaya başladın mı sendika hakkında arkadaşlarınla? O aldığın akıllı
telefona gerçekten ihtiyacın var mı? Arka nahiyene yabancı marka
yapıştırmadan,yerli malı giyerek de yürüyebilir misin? Beşiktaş pazarı
bittiğinde yerlere saçılan sebzeleri gördün mü? Doğru düzgün bir gıda taşıma ve
depolama sistemimiz olsa, tarladan gelirken kırılmasa hasatın yarısı, aldığın
sebzenin meyvenin fiyatı yarıya inip kalitesi ikiyle katlanır mıydı?
Boşver sen diplomayı...Şu
yukarıda sorduğum sorulara yanıt verdin mi, enflasyonu, cari açığı, istihdamı,
tedarik zincirini, tasarruf-yatırım oranı sorununu konuşmuş olduk zaten.
Bunları bileni de, bugün nereden baksan bir aracı kuruma baş ekonomist yaparlar
yahu. İyisin iyiJ
O zaman şartlarımızı başta
koyalım. Çayın demi yanmayacak, yanında pazılı börek olacak. Kahveyi, tatlıdan
sonra, az şekerli içerim. Rakı tek olacak, karar miktar suyla süvaride
içilecek, peynirin üstüne biraz zeytinyağı eklenecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder