5 Kasım 2012 Pazartesi

Ekonomistin Hevesi, Memleket Meselesi


İktisat derya deniz, iktisat güzel. Kimi için muhasebedir ki herşey yerli yerinde durur, terazinin bir kesesi diğeriyle illa ki eşitlenir. Kimi için finanstir,piyasadir, taşın suyu sıkılır para kazanılır. Kimi istihdam-kalkınma-refah der, daha da üstüne tanımaz.

Bu son grup çok keyiflidir. Bunların diplomalı olanı kadar diplomasızı da vardır. Okullusu, bankalarda kredi kuruluşlarında çalışır genelde. Alaylısı, suda balık toprakta karınca gibidir, en çok rakı masasında bulunur.

Ne de olsa iktisat (ilmi de cismi de), neresinden tutsan, ne yöne çevirsen, illa ki seninle benimle ilgilidir. Hani Cemal Süreya diyor ya: Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı. Hah işte o hesap! Sosyal bilimler hakkında ne düşünürsünüz bilmem ama iktisadın mutlulukla bir ilgisi olmalı.

Çünkü herşey daha iyi bir hayat için. Çünkü:

*sen açsan, birinin o ekonomiye “büyüme”  getirmesi gerekir

*ekonomi büyürken sen işsizsen, “iş yaratımı”nı desteklemek gerekir

*işçi arayanlarla iş bulamayanlar eşleşmiyorsa, “eğitim”i konuşmak gerekir

*işi olan evine ekmek dışında birşey götüremiyorsa “ücretleri”, “enflasyonu”

*kadınlar iş bulamıyorsa, fırsat eşitliğini, iş yerinde kurulacak çocuk yuvalarını,

*emekçi yarınını bilmiyorsa “sosyal güvenlik”i, “sendika”yı...

...konuşmak gerekir. Ama illa ki konuşmak gerekir. Kimse adına düşünmeden, kimseyi kurtarmaya çalışmadan, hep birlikte...Güler yüzle...

Tam da bu yüzden, ekonomistin hevesi, memleket meselesidir. Miting alanı rakı masasıdır, çay sofrası, kahve sehpasının çevresidir.

En has beyin takımı aile üyeleri, eş, dost, tanıdık bakkal, manavdır. Bir de illa ki gençler...Çünkü onlar fikrimizin ince gülüdür ki açarlar, açarlar, açarlar...Eleştirmekte bizden cesurdurlar, daha iyisini istemekte bizden yürekli...O yüzden baş ekonomist gençlerdir, değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez.

Ama bir sorun var bu işte. Çayın demi kararınca, kahvenin telvesi dudağa çarpınca, rakının çakırkeyifliği geçince ekonomistlere ne olur? Külkedisi’nın arabasının bal kabağına dönüşmesi gibi, yoksa onlar da kaybolur mu ortadan?

Bu sorunun yanıtını biz vereceğiz. Aldığın ekmeğin fiyatı ve gramajı ne? Geçen yıl neydi? Ya ondan önceki yıl? Senin maaşın mı daha çok arttı, ekmeğin fiyatı mı? Biniyor musun metroya? Ne oldu tek geçisin fiyatı? Taksi ücretine de zam gelmiş, köprü geçişlerine de mi? Sigortasız çalıştırıyorlarmış seni. Demiyorum ki istifa et, ama konuşmaya başladın mı sendika hakkında arkadaşlarınla? O aldığın akıllı telefona gerçekten ihtiyacın var mı? Arka nahiyene yabancı marka yapıştırmadan,yerli malı giyerek de yürüyebilir misin? Beşiktaş pazarı bittiğinde yerlere saçılan sebzeleri gördün mü? Doğru düzgün bir gıda taşıma ve depolama sistemimiz olsa, tarladan gelirken kırılmasa hasatın yarısı, aldığın sebzenin meyvenin fiyatı yarıya inip kalitesi ikiyle katlanır mıydı?

Boşver sen diplomayı...Şu yukarıda sorduğum sorulara yanıt verdin mi, enflasyonu, cari açığı, istihdamı, tedarik zincirini, tasarruf-yatırım oranı sorununu konuşmuş olduk zaten. Bunları bileni de, bugün nereden baksan bir aracı kuruma baş ekonomist yaparlar yahu. İyisin iyiJ

O zaman şartlarımızı başta koyalım. Çayın demi yanmayacak, yanında pazılı börek olacak. Kahveyi, tatlıdan sonra, az şekerli içerim. Rakı tek olacak, karar miktar suyla süvaride içilecek, peynirin üstüne biraz zeytinyağı eklenecek.

Dostlar gelsin, sohbet başlasın...Daha güzel bir hayat istemekten utanılmasın, çalışmaktan gocunulmasın, basiretsiz muhalefet (bi sinrimi zıplatmayin benim) yapılmasın. Ekonomistlik de dostluk da baki olsun. Akinci kuralidir, değişmez: Öyle dedik, öyle olsun!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder